Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Yukarıdaki paragraf "25 yıllık emeğimin ürünü" dediği 'Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal' isimli kitabıyla ilgili Vatan gazetesinde yapılan röportajda geçiyor.
Kitabına alamamış Mütercimler, zira Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındığında müsadere edilen evrak arasındaymış.
Mütercimler'in kitabını okumadım, bu röportajdan sonra okumayı da düşünmüyorum.
Bunlar hangi ülkede yaşıyorlar, ya da Atatürk'ün hangi ülkede yaşadığını düşünüyorlar.
"Atatürk'ün çapkınlık yapmasına gerek yoktu, generaller başta olmak üzere birçok kişi karısını-kızını ona sunabilmek için yarışırdı." cümlesinin ne anlama geldiğini anlamaktan acizler mi?
Yoksa halkı Atatürk'e düşman etmeye mi çalışıyorlar, diye düşünmeden edemiyorum.
Atatürk'ü sömürenler, onu bir rant kapısı olarak görenler hep oldu.
Ünlü dolandırıcı Selçuk Parsadan'ın emekli Orgeneral Necdet Öztorun'un sesini taklit ederek Başbakan Tansu Çiller'i kandırması belki en masumuydu.
Parsadan, uyduruk 'Kemalistler Derneği' için örtülü ödenekten 5 buçuk milyon dolar almıştı.
Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında Atatürk'ün kurmaya çalıştığı Ankara projesinin nasıl akim bırakıldığını acı acı anlatır. Onun 'sakın yapılmasın' dediği işlerin en yakını gibi duranlar tarafından yapıldığını kayıtlara geçirir.
Atatürk, İstiklal Mücadelesi'ni bütün toplum kesimlerinin koalisyonuyla kazandı. Bu mozaiği bir arada tutabilmek için bazen birilerinin, bazen diğerlerinin hoşuna giden şeyleri söyledi. Cumhuriyet yıllarında da dönemsel inişler çıkışlar devam etti. Mesela iddialı başlayan öztürkçe furyasından geri adım attı.
Atatürk'ü bir devlet adamı, bir kurucu önder olarak görürseniz anlamak ve anlatmak kolaylaşacak.
Rasulullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki: “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” [(Ebu Davud, Sünnet, 3 (Had. No: 4599).)]Demek ki, Allah yolunda birlik ve kardeşlik ciddi bir ameldir. Her hayırlı amelde önce güzel bir niyet istenir. Sonra onun bu güzellik içinde tamamlanması beklenir. Niyeti güzel olmayan kimse hayra ulaşamayacağı gibi; güzel niyetle başladığı bir işini sonuna kadar devam ettirmeyen kimse de hayırdan mahrum kalır.
Niçin kardeş olunur? Hedef nedir? Cenab-ı Hak, bize şu hedefi gösterir:
“İyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşınız.”[Maide 5/2.]
Dünyada Allah rızasının ve takvanın dışında kurulan bütün dostluklar, ahirette düşmanlığa dönüşecektir. Hesap gününün yegâne sahibi hepimizi şöyle uyarır:
“O gün (Allah için birbirini seven) muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin azılı düşmanı olur.”[Zuhruf, 43/ 67]
Muhyiddin b. Arabî (k.s), bu ayetin tefsirinde, insanların kurduğu muhabbetin dört kısma ayrıldığını belirtir:
1-Sırf Allah’ın zatı için muhabbet. Bu, zatî, ruhanî bir muhabbettir. Ruhun ilahî kurbiyyete ulaşmasıyla hâsıl olur. Buna ancak takvada zirveye çıkmış kâmiller ulaşır. Sayıları da azdan azdır. 2-Allah için olan muhabbet. Bu, kalbî bir muhabbettir. Temeli, güzel sıfat, ahlak ve hâllere dayanır. Hedefi ilahîdir. Salihlerin birbirini, arif ve velileri, peygamberlerin ümmetlerini sevmeleri gibi. Bu ikisi hayırlıdır. Onlar Allah için olduğundan ahirette de devam eder. Sahipleri pişman, sonları perişan olmaz
3-Nefsanî muhabbet. Temelinde nefsanî, hissî lezzet ve gayeler mevcuttur. Sırf şehvet için zevceyi, nefsanî keyfine yardımcı olduğu için malı ve fasıkları sevmek gibi.
4-Aklî muhabbet. Temelinde, dünyevî maslahat ve menfaatler yatar. İlahî değildir. Tüccarları, sanatkârları ve benzeri fanî güzellikleri sevmek gibi. Bu son ikisinin ahirette bir faydası yoktur. Ekseri insanlar bu ikisiyle dostluk kurarlar. Sonları aldanmak ve birbirine düşman olmaktır. Bunun için ayette umum insanların hâlini ifade için önce: “Bütün dostlar o gün birbirinin düşmanıdır” buyrulmuş, peşinden “ancak muttakiler müstesna!” buyrularak, adetleri hayli az olan bahtiyarlar ayrı tutulmuştur. Ayrıca, hemen peşinden gelen ayette, muttakilere verilen: “Ey (birbirini benim için seven) kullarım! Bu gün size korku yoktur, siz mahzun da olmayacaksınız” müjdesiyle, ilk iki gruba giren dostluklar Zat-ı Bâriye ait kılınmış ve bu dostluklar tasdik ve takdir görmüştür.”[İbnu Arabî,Tefsîru Kur’ani’l-Kerîm, II, 452-453] Önce, Allah için kurulacak dostluğun fazilet ve faydasını bilmek gerekir. Çünkü bir işe can-ı gönülden inanmayan insan, onun peşine düşmez ve gereklerini yerine getirmez.